20 05 2012
Tünelin Ucu Göründümü ? Yazdır E-posta
Perşembe, 28 Ocak 2010 18:33
Durum Dergisi - Aralık 2009 sayısı
Hayrullah Doğan
DT Denetim Turkey – Partner
TURKTRADE Denetim Kurulu Üyesi
Bugünlerde özellikle bizlerin, belki de tüm dünya vatandaşlarının kafasını karışan bir sağlık sorunu var: Domuz gribi. Uzmanlar bu gribin kış aylarında daha da fazla ölüme yol açacağını söylüyorlar. Bu varsayımın iki sebebi vardır. Birincisi bu mikrobun soğukta yayılabiliyor olması iken, ikincisi insan vücudunun soğuk havalarda daha dirençsiz olması nedeniyle bu mikroba karşı koyamamasıdır.
Yıllarca gerek hesap uzmanlığı görevimi yürütürken, gerekse de yeminli mali müşavirlik mesleğimi icra ederken yüzlerce firmanın check-up’ını yapmış birisi olarak, bu firmaların vergisel sorunlarından ziyade ticari yaşamlarını da inceleme fırsatı yakaladım.
Elbette ki bazı mevzuat düzenlemeleri bazı firmalar için ciddi büyüme nedeni iken diğer bazıları için küçülme, hatta yok olma sebebidir. Örneğin 3-4 yıl önce tekstilde katma değer vergisi oranının %18’den %8’e düşürülmesi özellikle iplik imalatçılarının oldukça lehine bir sonuç doğurmuş iken, bu sektörün ihracatına servis yapan dış ticaret şirketleri için kan kaybına yol açmıştır. Söz konusu durum, tamamen ekonomideki bu karardan etkilenebilecek belli sayıdaki firmanın iyileşmesine veya krize girmesine neden olan bir uygulamadır. Ve etkilenen firma sayısı oldukça azdır.
Bazen bu etkilenme ülkedeki firmaların tamamını ilgilendirmekle beraber belli bölümü için olumlu, diğer bölümü için olumsuz olmaktadır. Buna örnek 24 Ocak kararları akabinde döviz kurlarındaki aşırı yükselişte ihracatçılar zenginleşirken ithalatçılar, ithalat akreditifleri veya ithal ettikleri stoktaki malların TL karşısında aşırı pahalı kalması nedeniyle oldukça zor duruma düşmüş, hatta bunların bir kısmı batmıştır.
Bazı krizlerimizde ise ekonomi topyekûn daralmış, bu daralmadan bazı firmalar oldukça fazla etkilendiklerinden ticari hayatları son bulmuştur. “Nerden buldun” yasası ile oluşan ekonomik daralma neticesinde bu tarz sonuçlarla oldukça fazla karşılaşılmıştır.
Bazen de, son krizde olduğu gibi, yine ekonomi topyekûn daralmakta, ancak bu daralma bütün dünyayı ilgilendirdiği için çıkış yolları da kapalı olduğundan, ne ithalatçı ne de ihracatçı için kolay olan bir çözüm oluşmaktadır.
Direkt bir firmanın ticari faaliyetini olumsuz etkileyen düzenlemelerden kaynaklanan ekonomik hayatın son bulması örnekleri hariç, diğer genel krizlerde dikkatimi hep çeken bir husus vardır. Bazı firmalarımız bu krizi hemen bünyesine kabul etmekte ve derhal yaprak gibi sallanmaya başlamaktadır. Hatta bir süre sonunda iflas kaçınılmaz olmaktadır. Ama bunun yanı sıra aynı sektörde ve hatta aynı pazarda yer alan başka bir firma, sağlıklı bir vücudun mikroba direnmesi gibi, aldığı ufak bazı önlemlerle bu krizlerden korunabilmektedir.
Bence her iki firmayı yakından incelemekte fayda vardır. İncelemenin sonucunda bariz farklılıklar görüleceği şüphesizdir. İşletme mühendisliği anlamında uygulamalarda; verimlilik, stok yönetimi, müşteri seçimi, finans ve vergi yönetimi, yatırım kararları, aile şirketleri için anayasa, organizasyon ve yönetim şeması, ekonomik projeksiyonlar, gider ve harcama yönetimi, denetim, bilgi teknolojileri, personel rejimi gibi daha fazla işaret edebileceğimiz birçok konuda çok farklı uygulama ve bilince sahip oldukları görülecektir. Aksi takdirde biraz önce belirttiğim aynı sektörde ve aynı pazarda faaliyet gösteren her iki firmadan çok büyük ölçekli krizlerde dahi birisinin dipdiri ayakta kalabilmesinin başka bir izah tarzı yoktur.
Genel ekonomik değerlendirmelerden evvel mikro bazda yaptığım bu açıklamaların amacının anlaşıldığını zannediyorum. Türkçede bir atasözümüz vardır; “elle gelen düğün bayram” diye. Her ne kadar son kriz düğün bayramlık olmasa da buradaki ana fikir, kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda şirketlerin bünyesinin sağlamlığı fevkalade önem arz etmektedir. Aynen domuz gribine yakalanmayan bir insan vücudu gibi sürekli zinde ve sağlam olmak durumundadır. Bu hem normal, hem de kriz dönemlerinde olması gereken bir yapıdır.
Aylardan beri bütün iktisatçılar kriz üzerine pek çok yazı yazdılar. Kimileri bu krizin tipini yazdı. U tipi, V tipi, L tipi krizlerden bahsedilirken, kimi de W tipi krizden bahsetti. Eğer bu krizi tam olarak tahmin edebilen olsa idi, bu kadar farklı kriz türünden bahsedilmezdi. Elbette benim de bu konuda bir tahminim var ve bunu yazının muhtelif yerlerinde göreceksiniz.
Kimileri krizin tahmini sürelerini yazdılar. Amerika’da İkinci Dünya Savaşından itibaren 10 kez resesyonun yaşandığı, bu resesyonların 6-16 ay arasında olmak üzere ortalama 11 ay sürdüğü, ancak Büyük Buhranın Amerika’yı 3 yıl ama Japonya’yı 10 yıl etkilediği yazıla gelmiştir. Türkiye’nin ise kriz sayısı bu krizle 12 olmuştur. Toplam etkilenme süresi de 20 yılı geçmiştir.
Ancak global krizde olumlu iyileşmeler olsa da dünyadaki bütün ekonomiler buna aynı tepkiyi vermeyecektir. Bunun anlamı iyileşme tüm ülkelerde aynı hızda olmayacaktır. Özellikleri nedeniyle bazı ülkelerin krizden kurtulma süreçleri umulandan uzun gerçekleşebilir. Biraz önce örneğini verdiğim Japonya gibi. Ülkemiz ekonomisi hangi yapıda dersek, Belçika, Meksika gibi çok fazla sayıda duran, fakat bir o kadar hızla ayağa kalkan bir ekonomiyiz. Bu nedenle dünyadaki ekonomik iyileşmelerin kırıntısı bizim ayağa kalkmamızın ilk işaretleri olacaktır. İyileşme diye adlandıracağımız bu süreci takip edenlere, yurt dışından gelecek olumlu haberlerin bizdeki olumlu etkisinin de hızlı olacağını belirtmek isterim.
Krizin sebepleri akademik olarak çok yazıldı. ABD’li bankalar ve konut finansmanı sağlayıcı şirketler kullandırdıkları başta konut olmak üzere otomobil, kredi kartları ve hatta tüketici kredi stoklarını bir varlık olarak değerlendirip bu ürünü nakde çevirdiler ve yeniden kredi yarattılar. Bu zincir tabii ki sonsuz bir imkân sağladı. Hatta bütün varlıkların değeri, olması gerekenin çok üzerine çıktı. Ancak bu sistemin dayanağı kredilerin ödenememe riski konuşulmaya başladığında ortaya çıkan panik, kartondan devi tanınmaz hale getirdi. Bütün finans kurumları ciddi zararlara maruz kaldılar. Ekonomide yaratılan fiktif bölüm törpülendi.
Temel ile İdris aynı köyde yaşayan iki arkadaş. Temel’in bir binek atı var. Bir gün İdris’in bir ata ihtiyacı olur ve Temel’e atını kendisine satmasını ister. Temel de 50 TL karşılığı atını satar. Ancak gece gözüne uyku girmez. İdris bu atı aldığına göre kesin at daha kıymetlidir. Yoksa durup dururken neden satın alsın ki. Günün ilk ışıkları ile beraber İdris’in kapısını çalar ve ata 55 TL teklif eder. İdris bir günde 5 TL kar edeceği için derhal atı satar. Fakat o gece benzer düşünceleri bu defa İdris yaşar ve ertesi günün ilk ışıkları ile beraber 60 TL’ye Temel’den atı tekrar satın alır. Bu süreç her gün yaşanmakta iken köye ata ihtiyacı olan bir yabancı gelir, sorar o gün at Temel’dedir ve fiyat 90 iken 100 TL verir, atı alır ve gider. Sabah klasik olarak İdris Temel’den 95 TL’ye atı almaya geldiğinde onun atı bir yabancıya sattığını öğrenir. Ve döner Temel’e der ki; “Uy Temel neden sattın atı, ne güzel her gün birimiz 5 TL kar edip duruyorduk. Şimdi nasıl kar edeceğiz.”
Bütün dünyada fıkramızdaki atın değeri gibi varlık kıymetleri ciddi yükseliş yapmıştı. Sistem her gün birilerine fiktif paralar kazandırıyordu. Sistem aniden durunca karlar kayboldu ve ciddi zararlar oluştu, birçok banka ve finans kurumu battı. Hiç kimse düşünmedi ki, köşedeki 5 metre karede faaliyet gösteren bir büfe sahibinin nasıl olurda iyi bir mahallede evi, fena olamayan bir yazlığı, iyi bir arabası, özel okullarda okuyan çocukları olabilir. Bu büfede ne üretmektedir ki, bu faydaları rahatlıkla elde edebilsin. Ekonomideki köpük herkesi yanılttı. Yarattığı katma değerden çok daha fazlasını tüketmeye yöneltti. Zira son 5 yılda dünyada büyümeyen ekonomiye sahip ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmedi.
Ancak tekrar aynı seviyelere biraz gecikmeli de olsa çıkacağımız mutlaktır. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi, ekonomideki refah eğrisi; alışılan refah düzeyinde aynı hızla düşüş sağlanamaz, hareket aşağıya doğru oldukça katıdır. İkincisi, kriz adından da anlaşılacağı üzere gelip geçicidir. Bu ana kadar gerek global gerekse ülke bazındaki tüm krizler son bulmuştur.
Burada tabii ki önemli olan bu çıkışın ne zaman ve nasıl olacağıdır. Türkiye için, eğer yeniden ciddi bir global kriz söz konusu olmaz ise, gelecek iki çeyrek toparlanma, devam eden iki çeyrek yükselmeye başlama, 2011 ise her şeyin yolunda olduğu bir yıl olacaktır. Bu görüşüme sadece bir tek çekince koymak zorundayım. Biliyorsunuz 2010 bütçesinin verileri yayımlandı. Ciddi vergi artışı öngörülerine rağmen yine dev bir açık. Bunun anlamı şudur: Özellikle tekel ve petrol fiyatları üzerinden alınan vergilerde ciddi artışlar yaşayacağız. Mevcut maktu vergilerde değişik formüllerle yine yeniden değerleme oranının çok üzerinde artışlar yaşayacağımız gibi, yeni adlarla yeni vergiler getirilecektir. Muhtemeldir ki katma değer vergisi genel oranında en az %1’lik bir artış yapılacaktır. Bu durumda enflasyonda bir artış, faiz oranlarında muhtemel bir yükselişe neden olurken devletin özellikle iç borçlanma faiz giderlerinde bütçe öngörülerinin üzerinde bir gerçekleşme sağlayacaktır. Biraz önceki öngörüm bu anlattığım son tahminlerin ekonomimiz üzerinde yaratacağı olumsuz etkisi göz ardı edilerek yapılmıştır. Diğer bir deyişle, devlet bütçesi zorunluluklarından kaynaklanan ekonomik bozulmalar göz ardı edildiğinde, yeni bir global büyük dalga oluşmadığı varsayımı ile ekonomimizin diğer birçok dünya ekonomilerinden daha hızlı iyileşeceğini öngörmekteyim.

86-89_HAYRULLAH_DOGAN_0001